ZANZANZANZANZANZANNNNNNNNN. Oldu da bitti maşallah nazar da değmez inşallah! Evet 2 kez üzülerek sıyırdığım Metallica, üstüne Almanyaca olmasına rağmen dinleyebildiğim tek grup Rammstein, Türkçe muhabbet eden bir Manowar, Corey’in nitro efektiyle gazlayan Stone Sour, rezalet ses sistemi ve vasat live performansı ile Megadeath, sesi abartı açık ama eğlendirek, zenci gırtlaklı Alice in Chains ile fevkalade bir 3 gün geçirdik mi, evet.
1. Gün’den başlayarak, zamansal doğrultuda aklımda kaldığı kadarıyla Sonisphere;
Organizasyon 1. günü her şey yerli yerinde duruyordu, -du. Sıra beklemeden (Kapalı alt tribün için konuşuyorum, kapalı üst de öyleydi) içeri girdik, metal dedektörleri, güvenlik üstümüzü aradı, eyvallah hocu. Bozuk parayı, çakmağı falan aldılar, eyvallah hocu. Girdik içeri haliyle içerde kibrit falan satarlar belki dedik, güvenlik bize var gibi bişeyler söylemişti tabi, bu mantıksız satış fikrinin arkasında güvenilir bir güvenlikçi abi vardı, üstünde çok durmamıştık. Tabi ilk sorduğumuz herşeyi satan adam yok öyle bir şey dedi. Oturmak için yer arıyoruz (normalde bilet numaralı ama ilk gün tribün tarafı gayet tenha olduğundan F’e gitmek yerine direk C kısmına yöneldik), çömdük zahir, bir baktık ki millet de çakmaklar, zippolar havada uçuşuyor, minik bir Rammstein ateşi her yeri kavuruyor. Bize “Yassah” diyen adama sövdükten sonra Mert günü 16.2 kez ” pardon ateşinizi şey edebilir miyim?” diyerek tamamlamak zorunda kaldı. (Yazı da kullanılan Mert ismi mağduru rencide etmemek için Mert olarak değiştirilmiştir.)
Stone Sour’dan önce dinlemek istediğimiz bir grup olmadığından saat 4 gibi kurulduk içeri, öncesinde aha ıslanacaz, yok kesin ıslanacaz diyerek yağmurluk alan ben, kendimizi korumak adına yaptığımız bu eylemi canımızı yitirme olasılığıyla karıştırdığımı Eser’in telefonda sarfettiği şu sözlerle anladım, “abi sadece sarı lacivert ve sarı kırmızı yağmurluklar var mahua”. Hikayenin gerisinde ben yanımda 2 tane Beşiktaş, 1 adet Barcelona ve ben Fenerbahçe yağmurluğuyla, kendimi Beşiktaş Çarşı’da dolanırken buldum. Düzenli olarak arkamdan gelebilecek döner bıçaklarını ve bir anda esnafın üzerime sinsice atabileceği ninja yıldızlarının yarattığı ultra gergin atmosferde yaşam mücadelesi verdim. Sanki ne kadar kümülonimbüs varsa üstüme geliyordu, suratımdaki “e-he valla ıslanmıyim diye abi..” ifadesi tek savunma mekanizmamdı. Çok zordu lan anlıyor musunuz! Ve sonunda beklenen saldırı oldu, önce laf atmalarla başlayan gerginlik bir anda 6 kişini üstüme çullanması ve beni ejdarha kuyruğu tekniği ile yok etmeleriyle sonuçlandı ve bu yazı programlandığı gibi otomatik olarak Salı günü yayınlandı… Yok lan öyle bişey, tek olan şey, stada gidene kadar yağmurluğun az biraz işe yarayıp, konser saatinden pazar geceye kadar ufak tefek tükürüksel yağmur dışında hiçbir şey olmaması ile ziyan olan 10 liranın vasat hikayesinden ibaret.
Hah Stone Sour diyordum, evet adamlar iyiydi, ses sistemi falan Megadeath ve Pentagram gibi skandal değildi. Biz sizi beğendik, umarım siz de bizi beğenmişsinizdir abi, bak seneye de Slipknot ile gelirsiniz di mi, gelin valla, kalacak yer diyorsan o da bulunur yani, bu kalabalık hep sizin için geldi esasında, valla eheh falan diyerek noktaladık konseri. (Gerçi adamların bassçıları vefat etti ama…). Yeni vokaliyle gelen Alice in Chains’in zencisi de gayet, zenci gırtlaklı, tazı ciğerli bir elemanmış, sahne de hopidi hopidi sekerek, nefesi kesilmeden gayet temiz söyledi, esefle takdir ettim.
Ve ve ve ve, RAMM-STEIN! Yani grubun hastası değilim ama severim, lise döneminde falan daha çok dinlerdim, çokça parçasını bilirim, sahne şovlarını da merakla bekliyordum/duk. Beklenen oldu, hatta fazlası oldu. Neden 9 tırla geldiklerini, konser başlamadan önce sahneyi perde ile kapatık 1 saat ne yaptıklarını anladık. Baterinin vuruşuyla senkron giderek patlayan havai fişeklerden, alev banyosuna, Benzin şarkısında hayvanca yanan benzin pompasından, bota binerek milletin elleri üzerinde stadı gezen saykodelik klavyeciye, Pussy şarkısında dev .enise binip milletin üzerine köpük fışkırtma olayına, Till Lindemann’ın paso bişeyleri patlatıp alev püskürtmesi, sahnenin sağından solundan çıkan alevler, sonlara doğru Till’in fırlattığı okla giden havai fişeğin sahanın tepesinde başka bir şeyi patlatması, ordan fırlayarak sahneye geri dönüp yine bişeyleri patlatması ve daha saymadığım bir dolu olay. Açık ara Türkiye’de bir müzik grubu tarafından yapılmış en iyi sahne şovuydu, kendileri tekrardan teşrif edip, hepimizi birden rokete bağlayıp havaya fırlatmak gibi bir şey falan yapmazlarsa, olabilecek en iyi şova şahit olduk.
2. Gün
Manowar’dan önce yine dinlemeyi planladığımız bir mok yok idi, saat 6 civarı olay mahaline intikal ettik. Eşek etinden yapılan, haftalık olarak planlanmış ekmekler içerisinde servis edilen, 7.5 liralık yarım ekmek köftelerden yememek adına önceden kendimizi tavuklu plavın gücüne bırakmıştık. İçeri girmeden önce boxer ile kemiğim arasına sıkıştırdığım çakmak ile bu sefer Mert’in clipperına sağlam bir saklanma alanı yaratmıştım. Güven veren diri vicıdım ile çakmağı kaptırmadan içeri girdik. Zaten güvenlik o kadar dandik arama yapıyordu ki, benim gibi şekli şemali düzgün insanların çantasına bile laf olsun diye sadece tek bölmesine bakan, ne metal dedektörü ne bişey ile tarama yapmadan salan bir ekip vardı. Yine bir gün önce bozuk paraları alan tiplere karşı bugün tüm bozuk paralarımızı kağıt makinasından geçirerek gitmiştik. Manowar zaten giden gitmeyen herkesçe duyulan efsane olaylara imza atarak ve güzel bir peformans ile ortama neşe getirdi. Yaklaşık 3 dakika boyunca Türkçe muhabbet edip, sorular soran Joey, şu efsaneleşen diyaloğu ile staddaki 10 binyor insanı yardı; “bu festivale dort buyuk grup geldi diyorlar; siktir oradan!” Zaaaaa diye güldük tabi, keşke Accept’in yerine headliner çıksalardı dedik. Ses sistemi biraz sorunlu ve vokali boğan yapıdaydı ki bu zaten birkaç grup haricinde herkesin problemiydi, artık tonemasterları mı vasattı bilemiyorum. Accept başladıktan sonra etraf boşalmaya başladı, temizinden birkaç bin insan inceden kaçalım abi yaptı, sevenler iyi dedi ama biz ilgilenmediğimizden, takribi son yarım saatte hocam bize müsade Taksim’den beklerler diyerek gaçızladık.

3. Gün
Geldik dananın kuyruğunun zartladığı yere, malum Sonisphere festival öncesi ve boyunca yırtındı First time in history : The Big Four diye diye. Gruplar da keza öyle. 3. gün de kapıda metal dedektörü olmadığı gibi birinci günde işleyen bozuk paraları alma vs gibi kurallardan da eser yoktu. Kazara unuttuğum 2 TL bozuk parayı da aaha noluo diyerek içeri sokuverdik. Çanta desen keza aranmadı gibi birşey 2 tşörtü mıncıklayıp bıraktı. Beyin yakıcı güneş de, aa harbi Temmuz geldi lan nerdeyse, diyerek teşrif edip beynimize doğru harraslayarak iniyordu. Bütün festival boyunca şemsiyeleri toplayan görevliler bu sefer önümüzde gördüğümüz aileye kıyak geçmişti. Akşamüstü 4.30 5 gibi su bitti çığlıkları stadı kaplıyor, insanların birbirine salıdırıp kanlarını emmelerine sebe… Yok öyle bişey, su bitti, adamlara ne zaman gelir deyince, “Bira verelim, eheh?” gibi abuzittin cevaplara maruz kaldık. Sonra su geldi. Soğuk değildi. Falan. Anthrax geldi, insanları gazladı, Anti Social diye bağırttı gitti. Megadeath ses siteminin ayarsızlığı ile Dave’in bence yetersiz vokal performansı ile tatmin edicilikten uzaktı. Slayer, ffs. Gerçekten çok sıradan vokal ve çok tek düze, güzel melodilerden yoksun bir grup olduğundan hayranları alınmasın ama stadda pogo yapan zibidileri izleyerek geçirdiğim 1.5 saatlik bir dönemdi. Ardından “Abi adamlar 50 yaşına geldi hala bizden enercik!..” laflarını söylemek için son konserimiz olan Metallica çıktı sahneye. Saolsun ümit ettiğimiz gibi bolca eski parçalarından hazırladıkları bir playlist ile kulaklarımızı yalaya yalaya izlediğik 2 saat boyunca. Creeping Death, One, Fade to Black olsun, Sanitarium, Master of Puppets vs hepsi havada uçuştu. Performansları süperdi, duyduğuma göre Nothing else matters’da kendinden geçip, işi göz yaşı dökme sapıklığına vardıracak kadar kendini kaybedenler de varmış, Metallemo ? Yer yer eşlik eden seyircilerin sesi James’inkini bastırdı bu arada, her ne kadar bunun sebebi belkide sesin yeterince açık olmamasından kaynaklansa da. Bu arada onlar da Rammstein gibi birkaç parçada misal Fuel’de, sağı solu yakıp, havalı fişekler patlatarak ortamı gazladılar. Esas gazı da tabi yine James verdi, “Avrupa’nın son konserini vermek için bundan iyi bir yer olamazdı” dedi. Dedi lakin ben bunları yimem James! Agaa benim kuru gaza karnım tok styla, Bulgarsitan’daki bir arkadaşımdan aldığım bir istihbarata göre orada verdikleri konserde de şöyle dimiş, “Konserimizin DVDsini kaydetmek için bundan iyi bir konser olamazdı”. Bizi mi yiyon hibine! Neyse, olacak böyle şeyler, atmosferi beğendiklerinden şüphem yok açıkçası. Rammstein gibi kendilerini kebaçılara, Taksim’deki partilere atacak kadar coşmadılarsa artık toruna 2 top dondurma alsın diye para verecek yaşta olmalarındandır zahir.
Sonuç itibariyle gidemeyenler için ciddi bir kayıp oldu, Rammstein, Alice in Chains, Slayer falan tekrar ne zaman gelir bilemiyorum ama seneye Iron Maiden diye bağırmaya başlayan bir grup ortam gazcısının verdiği coşku ile ben de, oh ye baby, hacı olmaya az kaldı diye takılmıyor değilim. İstihbarat yalan çıkarsa söverim, laf içinde bırakırım, orası ayrı.
Daha ne yazayım eğlendik, gazı aldık, geldik.
ııı/


Son Yorumlar